25 Nisan 2011 Pazartesi

delilik mevsimi deyince...

mesela bazen, bir gün sesini ilk kez duyduğun bir kadının "nevermind, i'll find someone like you, i wish nothing but the best, for you too" deyişiyle başlıyor... "olur öyle" diyemiyor insan o zaman işte."yine öyle oldu" diyor. 


orada avlıyorsun işte korkunun, -endişe filan değil baya baya korku-, boyun eğişinin, uyumlanışının, direnmeyişinin altını üstünü... ağzından fırlayıveriyor, o üç kelime. üzüntü değil, acı değil, hüzün değil vallahi keder de değil, sorrow öyle güzel laf ki böyle zamanda... 


laf dinlemek bi' işe yaramaz öyle zamanda, yaramamış, yaramayacak da nihayetinde. sen kolay olsun istedikçe korktuğun için zorlaşıyor hayat.
içine o korkuları salanlar huzursuz uyusun bazı geceler. bu da ah değildir, eden bulur ya zaten, öyle dedi bugün gül güzeli.


böyle paragraf başlarına neyse'yi yakıştırıyorum. 


sonra hayat gönlünü eğliyor işte. -artık senin gönlünü, kendi gönlünü... seçemedim-


vakit geçiyor.


geceye geçince işler değişiyor. 


zaman daha yavaş ilerliyor.


canını sevdiğin bu mevsimin halleri geceyi ters köşeye yatırıyor bir de özlüyorsun tabi... o hamaklı, hasırlı, verandalı, okyanuslu, turkuaz, kafası kendinden güzel, of dedirtip, olimpos'u burnunda tüttüren şarkı esiyor aklına... 




dinliyorsun iyi güzel de canın sorrow çekiyor işte yapılacak bir şey yok...


gözlerini kapasan yerini yadırgıyorsun, yerini beğenmiyorsun, açsan adı "uykum kaçtı" oluyor. hepsi de gücüne gidiyor. bu halin adı başka olmalı...

2 yorum:

nedense dedi ki...

bu halin başka bir adı var zaten güzel kız.

İlkim dedi ki...

ne ola ki o ad... (retorik soru görünümünde gerçek soru.)