11 Temmuz 2011 Pazartesi

"kimse kimsenin kahramanı olamaz!"

insan mesela bazı yasları, acıları atlattı sanıyor. 


ama bazısı öyle büyük oluyor ki... öyle çaresizce ve gerçek acımış oluyor ki...


başka bir atlatamama, kurcalamayı konuşuyorsun, dahası dinliyorsun. içinde gezen, seni de kendi içinde gezdiren arkadaşın, karşısında gördüğü yas halini anlamaya çalışırken anlatıyor. 


birden tanrı diline doluyor. 


out of nowhere diyorlar ya, ordan işte, umulmadık, i didn't see that comin' yokluğundan bir laf ediveriyor... (bunların türkçe'leri aynı anlama gelmediği için üzgünüm)


"o arkadaşına üzülmeyi bırakman gerekiyor belki..." diyor. aklına bu acım nereden geliyor, içinde bulunduğumuz zamanın neresi ona bunu anımsatıyor, kim bilir. dedim ya işte, tanrı diline doluyor.


hiç ummadığım bir anda, tamamen başka şey konuşuyorum sanırken, 12 sene sonra bambaşka bir hikayenin içindeyken, belki hiç alakası yok sanırken, belki aklına hiç getirmiyorsun sanırken, birden bire o nerden kurtulup da yularından boşaldığı belli olmayan yaşlar geliyor. offf diyerek. o üzüntümle, o acıyla, öfkemle... yaşlar, yaşlaaaar, yaş-lar, meğer hiçbir şey geçmemiş... geçmez. 


yaa işte diye anlıyorum, "kimse kimsenin kahramanı olamaz" temrinlerimin öğrenmeye çalışmayla bir işi varmış. 


kaderin kader değil şok olduğu zamandan kalma bir acı, kahraman olunamayacağını bile bile kendimi ısrar ve inatla kopartmadığım, ama itilip kakıldığım yeni durum... 


yeni değil aslında. 


bu sefer bilmeliyim diyen içindeki post-ergen, bu sefer faydam olmalı diyen hadsiz, bu sefer gitse de gitmem diyen gurursuz, bu sefer yeteceğim, yetişeceğim diyen şuursuz ve inatçı kibir. halbuki ben öğrenmedim mi bütün diğer acılarla birlikte kadere inanmayı, değiştiremeyeceğin bokla güreşmemeyi? öğrendim. o zaman buradan devam edelim, öyle değil mi, oradan değil. oradan devam etmeye kalkıyorum ya, o zaman işte "hayat devam ediyor"a da kızıyorum, anlamaya öğrenmeye de çalışıyorum, iyileştireceğime de inanıyorum... 


halbuki bilmek ne güzel şey. biliyorum ki ben "kimse kimsenin kahramanı olamaz". biliyorum ki, herkes vadesi dolunca gider hayattan, hayatından.


konuşmayı da yazmayı da bundan seviyorum. şüphesiz ki düşünmekten daha gerçek. daha yol, daha gidiş, düşünmekse, yani benim düşünme şeklimse sarmaldan hatta sonsuz sarmallardan ibaret.


işte o yüzden belki içimde gezenle, içinde gezdiğimle konuşmak ağlatsam da saçma anıları anlatırken güzel... yaşam çooook uzun, hiç kimseyi kurtarmaya yetemeyecek kadar uzun.


dualarımla...



2 yorum:

aeneas dedi ki...

Transformasyonun heyecan verici dünyasına hoş geldiniz! :) Bir tam gece boyunca, uzuuuun uzuuuun konuşarak kaderin elimizden tutup, bizi gezintiye çıkartmasına şaşırmamalı. Olacağa çare yok!!! Dokunmaktan, sevmekten korkmamak, istemekten utanmamak! Motto budur ama korkaklar için değil. Bize ilköğretim hayatımız boyunca haftada 2 korkma diye haykırdılar. Sonuç ortada. Zor bir döngü hayat dediğimiz... Herşeye rağmen oyuna devam etmek herkesin harcı değil. zaten harcı olan da kendini belli ediyor, 100 metreden tanıtıyor. Dağ gibisin; ulu!

İlkim dedi ki...

hoş bulduk then :)

dağ gibi filan değilim de o senin öyle görüşün :)